
1 sound
Το δημοτικόν σχολείον της οδού Αγκύρας
Κιμέτ Αλίμπεϊ: Ξέρεις, τωρά λαλούν την οδόν Αγκύρας; Νναι. Είσ̆εν έναν πολλά παλιό σχολείον τζ̆ειαμαί. Πολλά παλιό. Αλλά όταν ήρτεν η ώρα να πάω στο δημοτικόν, επειδή εγεννήθηκα στες 16, εν με εδέχτηκαν. Γιατί τότε, ο νόμος ήταν ότι η χρονιά έφτανε μέχρι τες 15 του Οχτώβρη. Τζ̆είνους που εγεννιούνταν την ίδια χρονιά στες 16, δεν τους έπιαναν. Έτσι την πρώτη χρονιά δεν με έπιασαν. Έπρεπεν να περιμένω ακόμα έναν χρόνον για να πάω δημοτικόν. Όμως ήμουν η πιο μεγάλη της τάξης.
Εκάθουμουν με μιαν κορούα, όταν επήα τζ̆ειαμαί. Ήμουν εφτά χρονών όταν επήα τζ̆ειαμαί. Η δασκάλα μου επρόσεξε ότι εν εμπορούσα να δω τον πίνακα πολλά καλά. Το μικρόν της όνομαν εν Μουστεϊντέ Χανίμ, ήταν η πρώτη μου δασκάλα. Είπεν το στους δικούς μου τζ̆’ έτσι επήραν με στον γιατρόν τζ̆’ έβαλα γυαλιά. Ήμουν εφτά χρονών τζ̆’ εφορούσα γυαλιά τζ̆’ ούλλοι επεριπαίζαν με. Αποκαλούσαν με τετραπλομμάτα, «έχεις τέσσερα μμάθκια». Τζ̆αι τούτον εσυνέβαινε κάθε φορά που είχαμεν κάτι. Ως τζ̆’ ο αρφός μου έτσι μου ελάλεν άμαν έρκετουν καμιά φίλη μου στο σπίτιν, ελέαν με τζ̆αι τζ̆είνοι τετραπλομμάτα. Τζ̆αι τούτον επείραζε με πολλά. Τζ̆αι ο γιατρός είπεν ότι το έναν μμάτιν εν’ πιο ττεμπέλικο που το άλλον. Τζ̆’ έτσι έπρεπεν να κλείσω το καλόν. Η αρφή μου, που εμείνισκε μαζίν μας, ήταν καλή ράφταινα. Παρόλον που εν χρειάζεται να είσαι ράφταινα, έκαμεν μου έναν μαύρον ύφασμαν για να το βάλω στο μμάτιν μου. Ου, ούλλοι επεριπαίζαν με. Τζ̆αι στο σπίτιν εν εμπορούσα να δω γιατί εν εμπορούσα να το φορώ, αφού οι αρφούες μου τζ̆αι οι ανιψιές μου ήταν συνέχεια τζ̆ειαμαί. Τζ̆’ εν με άφηναν. Ήταν το σ̆ειρόττερον τούτον.
Τζ̆’ είχα τζ̆αι ξαθθά μαλλιά, κατσαρά, τζ̆’ εχτένιζα τα έτσι. Τζ̆αι μετά την κυρία Χανίμ ήρτεν άλλος δάσκαλος, άντρας. Εν θθυμούμαι το όνομαν του γιατί εν τον εσυμπαθούσα. Τζ̆είνος ελαλούσεν με σκούπα. Τζ̆αι ξέρετε, τον παλιό τζ̆αιρόν, οι σκούπες ήταν κίτρινες. Τζ̆αι τούτος ελαλούσεν με σκούπα. Τζ̆’ εμέναν επείραζε με πολλά, εκουμπούσα την τζ̆εφαλή μου πάνω στο θρανίο τζ̆’ έκλαια. Τζ̆αι μετά έρκετουν, αλλά εγώ εν ήθελα να τον δω. Ξέρεις, μερικοί δάσκαλοι εν έτσι. Τζ̆αι, ξέρεις, τα θρανία ήταν διαφορετικά. Ήταν ξύλινα. Τζ̆αι το κάθισμα ήταν έναν μαζίν τους. Τζ̆’ έπρεπεν να πάεις να κάτσεις τζ̆ειαμαί. Τζ̆αι εκάθεσουν σε δυάδες. Θθυμούμαι την επόμενην μου διπλανή, μιαν κορούα που την έλεαν Χατίτσε. Είσ̆εν μεγάλα σ̆έρκα τζ̆αι τα δικά μου ήταν πολλά μιτσ̆ιά. Τζ̆’ έπιαννεν το χέριν μου τζ̆’ έβαλλεν το στο δικόν της τζ̆’ έλεε «τα σ̆έρκα σου εν σ̆έρκα μωρού». Άλλον τούτον. Αρκετά. Τούτα εν’ ούλλα.
Σήμμερα βρίσκεται εκεί το Συμβουλευτικόν Δικοινοτικόν Πολυδύναμο Κέντρον του Δήμου Λεμεσού.
Agkyras Sokağı’ndaki ilkokul
KIYMET ALİBEY: Şimdi Ankara Caddesi dedikleri sokağı bilirmin? Evet. Orda çok eski bir okul vardı. Çok eski. Ama ilkokula gidecek yaşa bastığımda, [ayın] 16’sında doğduğum için, beni almadılar. Çünkü o zamanki yasa, 15 Ekim’e gadar gabul ederdi, birinci sınıf için. O yıl, 16’sında doğanları almazlardı. Onun için beni birinci sınıfa almadılardı. Bir sene daha beklemem gerekdi ilkokula gitmek için. Ama sınıfın en büyüğü da bendim.
Evet, orada bir gızcıknan otururdum, hani, oraya gittiğim zamanlar. Ve öğretmenim fark etti, yedi yaşındaydım oraya giderken. Öğretmenim fark etti ki tahtayı çok iyi görmem. İşte o iletişime geçti – adı Müsteyde Hanım’dı, ilkokul öğretmenimin adı. O fark etti ki tahtayı iyi görmem. Onun için beni doktora götürdüler ve gözlük dakmaya başladım. Yedi yaşında gözlük dakdım ve herkes bana gülerdi. Bana ‘dört göz’ derlerdi, dört gözlü. ‘Sen dört gözlüsün’... bu, onların… bişeyimiz olduğunda... Ve abilerim da bana öyle derlerdi, evde gavga ettiğimiz zaman, onlar da dört gözlü derlerdi bana. Ve benim çok canım sıkılırdı buna. Hatta… Doktor dediydi ki, gözlerimin birinde göz tembelliği varmış. Onun için da iyi olan gözümü kapadılardı. Ve gız gardaşım bizimnan yaşardı ve çok iyi bir terziydi, hani, elbise dikerdi. Da hani, bilin yani, terziye gerek yok, gara bir gumaş parçası goyan oraya (gözünü kapatmak için). Amaaan, herkes bana gülerdi. Ve evde da dakamazdım, çünkü abilerim hem yeğenlerim vardı hep etrafta. Ve beni rahat bırakmazlardı. En fenası da oydu.
Hem sarı saçlarım vardı, gıvırcık, bu gadar büyük, böyle. Ve öyle darardım saçımı. Ve bazıları—Zehra Hanım’dan sonra, başka bir öğretmen geldi, erkek. Adını hatırlamam çünkü sevmezdim gendini. Bana ‘süpürge saçlı’ derdi. ‘Broom’ süpürge demektir. Bilin ya, eskiden, süpürgeler sarıydı. Da işte beni süpürge saçlı diye çağırırdı. Ve bu beni çok üzerdi, başımı masaya dayayıp, ağlardım. Sonra da yanıma gelirdi. Görmek istemezdim gendini. Bilin ya, bazı öğretmenler öyleydi. Hem, bilin, o zamanlar sıra masaları farklıydı. Ahşapdılar. Sandalyelernan bitişiktiler. İçine girip, öyle otururdun. Hem ikili otururdun. Hatırlarım, sıra arkadaşım vardı, adı Hatice’ydi. Gocaman elleri vardı ve benim ellerim güçücükdü. Ve elimi gendi elinin içine goyardı ve derdi, ‘senin ellerin bebek eli gibi’. Bu da bir diğeri. Yeter?
günümüzde, Limasol Belediyesi İki Toplumlu Çok Amaçlı Danışma Merkezi’dir.
KIYMET ALIBEY: You know, now they call it Ankara Caddesi? Yes. There was a very old school there. Very old. But when the time came that I was the age to go to primary school, because I was born on the 16th, they didn't accept me. Because during that time, the law was a year until 15th of October. Those that were born in a year and in 16, they don't take it. So, they didn't take me at the first year. I had to wait for another year to go to the primary school. But I was the oldest one in this class.
Yes, I was sitting with a girl there, you know, when I went there. And then my teacher noticed, I was seven years old when I went there. My teacher noticed that I cannot see the board very close. She got in touch with my- I know her first name is Müsteyde Hanım, was my first school teacher. She noticed that I cannot see the board properly. And so, they took me to the doctor and I started wearing glasses. I was seven years old wearing glasses and everybody was laughing at me. They used to call me four glasses, four eyes, dört gözlü. You have four eyes... that was there… when we had something... And even my brother used to, when we had a quarrel at home, I was dört gözlü for them also. And that was very annoying for me. Even… And the doctor said one eye is lazier than the other one. So, I had to close the good one. And my sister who was living with us, she was a good tailor also, you know, dressmaker. You know, you don't need to be a dressmaker, a black cloth thing to put it here (to cover one eye). Oh, everybody was laughing at me. And at home I couldn't see it because I couldn't wear it because my brothers and my nieces were all around. And they didn't let me do it. That was the worst thing.
And also, I had blonde hair, curly, this size, like this. You know, I used to comb it like that. And then some — After Ms. Zehra Hanım, another teacher, a man teacher came. I don't remember his name because I don't like him. He was saying to me, süpürge saçlı. Süpürge saçlı means broom. You know, in old times, you know that they are yellow. And he was calling me süpürge saçlı. And I was very upset, put my head on his desk and cry. And then he used to come. I didn't want to see him. You know, some teachers are like that. And you know the desks were different. (They were) wooden. And there was a sitting connected to (them). And you have to go in and sit there. And you have to sit two by two. I remember my next schoolmate, you know, a girl called Hatice. She had big hands and my hands (were) very small. And she used to put my hand in her hand and was saying, your hands are baby hands. That was another one. Enough. So that is...
presently is the Advisory Bicommunal Multifunctional Center of the Municipality of Limassol
Love what we do? ➔ become our Open Collective backer
Privacy & cookie policy / Terms and conditions
© ECHOES. All rights reserved / ECHOES.XYZ Limited is a company registered in England and Wales, Registered office at Merston Common Cottage, Merston, Chichester, West Sussex, PO20 1BE
v2.5.15 © ECHOES. All rights reserved.